15 Ocak 2010 Cuma

... freddie ruhuma iyi geliyor!

yanımda freddie mercury olunca kendimi daha güçlü ve daha az kırılmış hissediyorum. insanın yanında bu kadar güçlü bir ruh olunca, paralel evrenlerde olsak bile enerjisini hissedip mutlu olabiliyor ya da yalnız olmadığını ve anlaşıldığını anlayabiliyor.

ilginç bir ilişki olsa gerek...

"eğer anlamıyorlarsa boşver tatlım!"

13 Ocak 2010 Çarşamba

... neden olduğunu unutuyorum!

Rachel Hansen: Look, I know you think she was the one, but I don't. Now, I think you're just remembering the good stuff. Next time you look back, I, uh, I really think you should look again.

500 days of summer'da tom'un kız kardeşi böyle demişti. tom ise summer ile yaşadığı kötü anları hatırlamak için kendini çok zorladı ve ancak bir iki tane şey bulabildi. sonra yaşadığı bunalıma, aşk acısına devam etti. oysa summer ona hiçbir şey vaadetmemişti.

problem şu ki; biri ilişkinin başında size bir şey vaadetmiyorsa, "ben buyum" diyorsa, biraz tutarlı davranmasını beklersiniz değil mi? her şey çok güzel olacak diye kendinizi kaptırmaz, ondan bir şey beklemezsiniz değil mi? ya da o ilişkiye başlamazsınız değil mi?

summer ve tom'da bu yoktu işte.
summer aşka zaten inanmıyordu.
tom da zaten aşka aşıktı.
sadece aşkın "aşk" olması ve onu tamamlayabilmesi için summer'ı seçmişti. neden? çünkü kafasında yarattığı "the one"ın özelliklerine sahip, karşısına çıkan tek kişi summer'dı.
bu noktada yine rachel sahneye çıkıyordu :

Rachel Hansen: Just because she's likes the same bizzaro crap you do doesn't mean she's your soul mate.

eğer bir insan karşınıza çıkıp size daha önce kimseden görmediğiniz bir sevgiyi, şefkati gösteriyorsa, yani size summer'ın tom'a vaadetmediği şeyi vaadediyorsa, bunun sürekli olmasını istersiniz değil mi?
insanlar demek ki bir şeyi elde edebilmek için başka bi karaktere bürünüp, o şeyi elde ettikten sonra gerçek benliklerine dönebiliyorlarmış. yeni keşfettiğim iyi oldu!
eğer summer tom'a aşık olsaydı, "ben ilişki insanı değilim, aşka inanmam" saçmalıklarını etmeyecek, daha öncekilerinin ona hissediremediği şeyi keşfedip değişecekti. bunu tom için değil kendisi için yapacaktı.

ama nooldu summer gitti başkasında bunu yaptı. kendisi için değişti.

Summer: I woke up one morning and I just knew.
Tom: Knew what?
Summer: What I was never sure of with you.

artık kafam daha karışık.

seven birisinin bu kadar çabuk bambaşka birine dönüşebilmesine anlam veremiyorum. kimseyi değiştirmek istemem. bunun için öyle bir sabra ve enerjiye artık sahip değilim.
sadece insanların oynamasına dayanamıyorum. ilişkiye ya da aşka inanmıyorsan bunlara bulaşmayacaksın da. "seni çok seviyorum ve mutsuz olmanı istemiyorum". öyleyse bulaşma bana! yalan söyleme bana! kalbimi kazanıp, herkesten en değerli yere sahip olup ve bunun için mükemmel bir sevgi gösterip "aslında ben ilişki insanı değilim" diyemezsin!
o zaman ben de döner giderim. kendi kendime severim seni ve giderim. ama giderim!

şimdi hatırlıyorum artık.

ve

Summer: You weren't wrong, Tom. You were just wrong about me.


ah bu arada...
Rachel büyük adamsın!

... last fm profilimde abdullah gül var!

meraba canım!

11 Ocak 2010 Pazartesi

... edward norton'u yolladım, brad pitt'i bekliyorum!



... bir kitap okudum hayatım değişti klişesi!

şimdi insan sevgilisinden ayrılınca kendini saçma sapan müziklere verir böylece çektiği acıyı katlanılmaz bi hale getirir, yerlerde sürünür ya...
ya da
"umrumda değilsin ben seni unuttum hoppaaa eller havaya" diye demet akalın vari bi tavır takınır... (hey! biliyoruz ki demet akalın bütün şarkılarını hala ibrahim'e yazıyo)
ya da
"nefret ediyorum senden, allah belanı versin" durumuna girer vs.

insandan insana göre değişir tabi ayrılık acısı. onu nasıl atlattığı, nasıl yaşadığı değişir. bu dünyada ne kadar insan varsa o kadar farklı işte.

ama neden müzik? sorun bu.

nick hornby'ın high fidelity'sini okuyorum. daha yarısındayım ama baya güzel tespitler yapmış. ilk defa bi kitabı okurken bu kadar çok gülüyorum. bunu da belirtmek gerek. bi de filmini çekmişlerdi. john cusack, jack black falan oynuyo.

neyse orada rob'un bu konuyla ilgili bi tespiti var;

"... what came first, the music or the misery? did i listen to music because i was miserable? or was i miserable because i listened to music? do all records turn you into a melancholy person? people worry about kids playing with guns, and teenagers watching violent videos; we are scared that some sort of culture of violence will take them over. nobody worries about kids listening to thousands - literrally thousands - of songs about broken hearts and rejection and pain and misery and loss. the unhappiest people i know, romantically speaking, are the ones who like pop music the most; and i don't know wheter pop music has caused this unhappiness, but i do know that they've been listening to the sad songs longer than they've been living the unhappy lives."

öyle işte...

o yüzden şimdi "ayrılık" başıklı playlistimizi kaldırıyoruz di mi?
... anlamıyorum!

UYAP vatandaşlık portalı diyorsunuz da ben giremiyorum, ne iş?
...böyle ayrılık olmaz!

insan sevdiği insandan neden ayrılır?
neden kollarında yatarken huzur bulduğu, bambaşka bi dünyadaymış gibi hissettiren o özel insandan uzak olmak ister?
yanından ayrılmak bile istemezken, her gün her dakika onunla beraber olmak isterken neden uzaklaşmayı tercih eder?...

bazen sadece sevmek yeterli olmuyormuş.


Bu Blogda Ara