18 Mayıs 2010 Salı

... şapşalsonik!

ya hakkaten çok ilginç 
aslında çok da değil
bilemedim bak şimdi

son zamanlarda bu iki kere başıma geldi
ilk olarak uzun süre birini düşündüm
hatta yazılar bile yazdım buraya
sonra bir gün bana gecenin köründe mesaj attı
hiç olmayacak bir zamanda
hiç de beklemediğim bir anda
hani gerçekten irtibat kurmamızın çok uzak bir ihtimal olduğu bir zamanda oldu bu.

neyse ikinci olarak da bir başkasını bu son zamanlarda düşünüyorum
hatta daha bugün yazı yazdım kendi kendime
ne kadar uzak olduğumuza dair
sonra facebook'ta benim arkadaşım olan herkese bir parti daveti yolladığını gördüm
hatta bozuldum
neden bana yollamamamış diye
herhalde yanlış anlayacağımı düşündü diye

sonra saatler geçti
ve bana bir davet geldi
ve ben yine inanamadım 
üstüne üstlük heyecanlandım da
geçenlerde karşılaşmıştık 
heyecanlı bir andı benim için 
ama eskisi gibi bakmamıştık birbirimize

gidemeyeceğim ve aslında herkese yollanan bir davet içindi bu yazdıklarım
işte bu kadar da şapşal bir insanım ben

11 Mayıs 2010 Salı

... !

otobüse kusan çocuğun annesi...

lanet olsun sana!

... yorumsuz!

iki sokak ötedeki işimden 21:15'te çıktım. 
ne düşünsem bilemedim.
neyse ki güleryüzlü insanlarla çalışıyorum.
çok yorgunum.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

... senden öğrendim!

o zamanlar uyumak çok zordu benim için. hatta nefes almak bile çok zordu ama az çok alıp veriyordum. ama uyumak... düşünecek çok şey olduğunda uyuyamıyor insan. ya da yatağında yatarken üzerinde oturan bir şey varmış gibi hissederken. zor. kalbinin nasıl bu kadar çok acıyabildiğini, sınırlarını görmeye çalışırken uyumak çok zor. şimdi bakıyorum o zamanlara da hala dünmüş gibi geliyor. ama dünkü gibi değilim artık.
hatta yazmayacaktım bile bunları ama işte öğrendiğim şeyler olduğunu fark ettim biraz önce. bunu normalde dinlemediğim bir şarkı fark ettirdi bana. şimdi döne döne aynı şarkıyı dinliyorum. bu kadar büyük bir şey atfettmek istemiyorum ama en çok sevdiğim, ya da elde edemediğim için sevdiğimi sandığım, bana bunları yaşattı ve bunları da öğretti. üzgünüm ama bu böyle...


gittin kanadı kırık kuştum,
sustum sözlerime küstüm.
hani kırılırsın siyaha
nöbet nöbet geceler boyunca,

dün güne dize gelince yürek acılara doyunca,
o tez dönüşün geç olunca,
kendime tahammülü öğrendim.
kördüm, bilendim, seni unutmayı öğrendim.

sen yoktun ben yalnız kalmayı öğrendim
acıya duvar gibi durmayı öğrendim
kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
köksüz bağsız durmayı öğrendim

vazgeçtiysen hep sağanak yağışlarımdan
vazgeçtiysen bitmek bilmez kışlarımdan
korkma kimseye ödenecek borcun yok,
yok saymayı ben senden öğrendim


aynen böyle geçti o onyedi ay. en azından çoğunluğu. hala düşündükçe canım acıyor. ama geçmişi değiştirmek mümkün değil. mümkün olsa da değiştirmek istediğimden emin değilim. 

hayat devam ediyor...

9 Mayıs 2010 Pazar

... a long time ago in a galaxy far, far away!


onyedi ay
insandan çok şey alıp götürebiliyor ve hiçbir şey de getirmeyebiliyormuş.
insanı bambaşka düşüncelere itip, değiştirebiliyormuş.
zaman
insanı ne kadar değiştirebilir
düşüncelerini, hissettiklerini
ben değişiyorsam başkaları da değişir mi
ya da
aynı anda değişebilir miyiz
bazı şeyler hiç değişmezken, değişemezken,
değişen birşeyler olur mu
onyedi ay
hayat
kimse artık eskisi gibi bakmıyor birbirine
burukluk değil de eskilik var gözlerde
belki de unutulmuşluk
hayat 
devam ediyor... ve kimse için de durmuyor.
çünkü 
c'est la vie!...


7 Mayıs 2010 Cuma

... sürekli tekrarlanan kelimelerin anlamsızlaşması!


bknz. mecburen


erken kalkmak mecburen
işe gitmek mecburen
eve dönmek mecburen
mecburiyetten

oh sesleri of olunca
her kafadan ses çıkınca
şaşırınca bunalınca
mecburiyetten

olan olsun bıraktım
anlamı yok zorlamanın
şans, kadere inandım
mecburiyetten

birçok güzeller sevdim
birini biraz fazla
gönül eşit sevmiyor
mecburiyetten


sürekli tekrarlanan günlerin anlamsızlaşması tam da bu şarkıya uygun sanırım. gözlerim kapanıyor ve ben bunları düşünmek istemiyorum. güzel şeyler düşünmek, duymak ve hissetmek istiyorum. 
hayatımın anlamsızlaşmasını istemiyorum.

Bu Blogda Ara