20 Aralık 2011 Salı

... Birine sarilabilmek için illa ki ölüm mü gerek?...

9 Aralık 2011 Cuma

Gökkuşağı balonlardan oluşuyormuş, düştüler. Tam da önüme ama fotografını cekemedim.

1 Aralık 2011 Perşembe

... like a boss!

Barcelona'lı futbolcular kafile olarak Ankara'ya gelmişlerdi. Kafilenin güvenliği de benden soruluyordu. Onları istedikleri yerlere götürüyor, kendilerini iyi ve güvende hissetmelerini sağlıyordum. Ancak bütün bunlara rağmen sürekli bir kaygı içerisindeydiler.
Programımızın icinde Anıtkabir ziyareti de vardi. Herkes büyük bi gerginlik içindeydi yine. Ben bütün güvenlik önlemlerini aldıktan sonra bana bir haber ulaştı. Bir eylem olacaktı ve bu eylemin kime karsı olduğu bilinmiyordu. Ben kafile ile anitkabir'e girdikten sonra kalabalığın icine daldım. Asil önemli olan odalardan birine girdim. Herkes zaten oradaydı. Oranın güvenlik görevlisinin yanında durup etrafı izlemeye başladım.
Bir süre sonra üzerinde bej uzun bir ceket olan, yaklaşık 50 yaslarında olan bir adam yanımıza kadar gelip silahını çıkardı ve bu kalabalığın icinde konuşmak istediği tek bir kisi oldugunu söyledi. Herkes silahını çıkarması ile yere yatmıştı. Ben adamın hemen arkasında duruyordum ve konuşmalarına silahını indirmesini sağlamaya çalışıyordum. Ancak o cok kararlıydi. Bozuk aksaniyla konuştuğu ingilizcesi cok zor anlaşılıyordu ama herkes ne demek istediğini vücut dilinden, mimiklerinden ve tavırlarından anlıyordu.
Bir anda yerde yatanlardan iki kisi konuşarak ayağı kalktı. Biri angelina jolie digeri de onun yardimcisiydi. Ben büyük bir şaşkınlıkla bu kadın nerden çıktı derken toparlandım ve ucunu bir köşeye götürdüm. Angelina adamla konuşmayı kabul etti ancak oradan güvenli bir sekilde çıkmayı da garantilemek istiyordu. Bu konuda da gorev yine bana düşüyordu.
Adam konuşuyor, angelina onu dinliyordu. Ben ise diğer güvenlik görevlilerini etraflarına sarmıştım ve o güvenlik hattının icinde duruyordum.
... fall of rising sun!

Yine uçaklar düştü.
Karla kaplı dağların arasından yeni yollar açıldı. İse yaramadı.
Dağların tepesinde havalanmaya çalışan uçaklar yolları aradı.
Bir ses yine mi uçaklar düştü dedi.
Unutma bunu diyene kadar, unuttu gitti.
Bir daha da dönmedi.

18 Kasım 2011 Cuma

... on peut ver.2!

Kendime küçücük bi çizim defteri aldım. Hep yanımda taşıyorum. Daha hiç bir şey çizmedim ama yine de bi adım atmış oldum. Bence güzel.

17 Kasım 2011 Perşembe

... music is my aeroplane!

Yıllar önce tanıdığım ve o zamanlar bana zor yıllar yaşatan biriydi G. Onceleri severdim, iyi anlaşıldık. Sonra ne olduysa digerleri gibi benimle uğraşmaya, beni üzmeye başlamıştı.
Anlayamadığım şey neden bunca zaman sonra onunla birlikte Amerika'ya gittigimdi. Hem de sadece haftasonu için. Cok saçmaydi. İki yabancı gibi aileler ile birlikte eşyalarımızı topladık. Bunu da neden birlikte yaptığımızı anlayamiyordum. Hiç konusmuyorduk ama aramızda bir gerginlik yoktu. Belki de sadece bir anlam verememezlik, ne isimiz var burada, ben neden bununla amerika'ya gidiyorumluklar.
Sonuçta bütün bunlar eşliğinde hazırlandık. Ben bi kaç şey unuttuğumu anladığımda ona güveniyordum. Hayatım boyunca, daha dogrusu hayatımda olduğu sürede hiç güvenmediğim adama unuttuğum malzemeler konusunda güveniyordum. Saçmaydi. Yaşanan hersey saçmaydi.
İkimiz de hazırlandıktan sonra havaalanına geldik. Konuştuğumuzu bile hatırlamıyorum. Check-in ler yapıldı, pasaport kontrolünden geçildi. Rutin havaalanı işlemleri gerçekleştirildi
Uçağa bindiğimizde ise koltuklarımız ayriydi. Ben orta kapıya yakın otururken o en arkalardaydi. Ben küçük bir cocuk gibi muzur muzur hareketler yapıyor, yerimde duramıyorum. Dikkat ettigim tek şey pilotun cok genc olduguydu. Bu beni suphelendiriyordu. Bu kocaman uçağı kaldırabilecek mi sorusu beni geriyordu. Ancak buna rağmen hareketlerime devam ediyordum.
Birden uçağı kusbakisi görmeye başladım. Uçak yolunda bir süre gitti, kuytu bir köşeye park eder gibi yapıp hızlandı ve bana doğru büyük bir hızla yaklaşmaya başladı. O anda uçağa, kendime döndüğümde kemerimi takmadigimi fark ettim. Bütün hostesler beni uyarıyorlardı. Bense onları dinlemiyordum. Bir süre yukarı doğru sallantili bir sekilde çıktıktan sonra pilot kontrolunu yitirmeye başladı ve aşağı doğru büyük bir hızla düşmeye başladık. Benim kemerim takılı olmadıgı ve önümde boşluk olduğu için aşağı doğru sürükleniyor, bir yerlere tutunmaya çalışıyordum. Hostesler beni yakalamaya, oturtup kemerimi takmaya çalışıyorlardı ama başarılı olamıyorlardı. Sonunda uçak sehrin icine indi ve hostesler ile pilot uçaktan aşağı indi. Pilot gülüyordu. Hostesler cok sinirliydi. Pilota bağırıyorlardı. "sen doktorsun, pilot değil!" pilot/doktor gülmeye devam ederken sözler veriyordu. "izin verin bu sefer yapicam" ve aynı anda kuleyle irtibat kurup kalkış için izin istedi. Kule izni verdi vermesine de sehrin, binaların tam ortasindaydik. Nasıl olacak derken pilot kontrolü eline aldı ve tekrar uçağı kaldırmaya çalıştı ama binalara çarpar gibi olunca bu sefer hostesler olaya el koydu.
Uçak sehrin ortasında saçma sapan bir sekilde dururken bos uçağın icinde ayağa kalkıp G'nin yanına gittim. Sadece iyi olup olmadıgını merak etmiştim ve bunu ona sormak istiyordum. Yanına geldigimde iki yanında da güzel kızlar oldugunu ve onlarla cok güzel vakit geçirdiğini ve cok da iyi oldugunu gördüm. Bana gülerek baktı ve iyi oldugunu söyledi. Ben de mahcup bakışlara sadece iyi olup olmadıgını bilmek istedim derken koluna dokundum ve arkamı dönüp gittim.

15 Kasım 2011 Salı

... trains!

Rüzgar pencereme carparken uyumaya çalışıyorum. Aklıma bazı seyler geliyor. Yakınlarıma cok rahat söyleyebildigim ama kendime aynısını söyleyemediğim seyleri fark ediyorum. Üzücü. Terzi kendi söküğünü dikemez misali.

He's just not that into you demek o kadar kolayken bunu kendi kendine söyleyebilmek de bir o kadar zor.

Belki öyle belki de değil.

Aklımda tren raylarının sesi var. Tren geçiyor. Arkasından bakıyorum ve "always the summers are slipping away, find me a way for making it stay" diyorum.

Yasadım bunu ben.

Bu Blogda Ara